Yine gel sabaha karşı güneş doğarken Karşımda dur gözlerin kilitlensin gözlerime Kollarını aç ki koşup sarılayım boynuna Kokun ciğerlerime hapsolsun Zaman tam da o an dursun Dünya dönmeyi unutsun Sadece biz kalalım. Aramızdan geçemeyen ışık İşitebileceğimiz tek ses kalplerimizin sesi Sıkı sıkı sarıl bedenime Hatta o kadar sıkı sarıl ki kaburgalarımız geçsin birbirine. Gel ki sönsün bu fokurdayan hasret. Gel ki dinsin bu gözyaşlarım. Ruhum ruhuna karışsın. Ellerim ellerini bulsun. Kalbimin kalbine ihtiyacı var.
Kuşları dinlediğimiz saatler miydi huzura en yaklaştığımız anlar ?.. Yoksa kuşları duyabilecek kadar yakın oluşumuz mu yalnızlığa?.. Söylenecek söz bulamıyorum artık içinde bulunduğum durum hakkında. Çoğu zaman kendim bile anlayamıyorum. Sevenlerle sevilmeyenlerin aynı gökyüzüne bakan farklı şehirlere benzemesi... Ahh! Sevmeyi unutmuş gözlerin insanları... Neler kaçırıyoruz bir bilseniz... Sorgusuz sualsiz Yalansız dolansız Zaman kavramının anlamını yitirdiği Aptalca tebessüm ettiren bir mutluluk... Şimdi bir defterin yaprağını buruşturur gibi Vazgeçtik ve zaman çok erkendi Yapabileceklerimiz avuçlarımızda kaldı Şimdi yol farklı fakat Yaptıklarımız hala aynı yolun çakıl taşları Ne gitmeyi ne de kalmayı becerebildik Denizi severken gökyüzüne hapsolduk Yıldızları severken okyanusta boğulduk En kötüsü de hala bir yol bulamadık kendimize Pusulasını kaybetmiş bir kaptan gibi... Ölümü bekliyoruz sanki Ve beklemeyi biraz ciddiye almış bir tavırla, Ha...