Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Temmuz, 2018 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Ruhumun Kızılcık Şerbeti

Gecenin en koyu yerindeyim. Kalbinden kalbime bahşedilmiş bir yığın duygu Gözlerimden gözlerine değen her çehrede tutuşan bir beden. Yelkovan ve akrebin kavuşmak için birbirini kovalaması gibi Zihnim avuçlarında bedenim gözlerinin katranına dolaşan iflah olmaz bir duyguyla yoğrulan Kalbimin her odasında ayrı ayrı odası var ruhunun Zihnimin en güçlü muhafızısın sen. Ki senin ruhun zamana inat eskimeyen bir piyano Her notasına dokunuşumda bana ilahi bir şerbet sunan. Ruhumu istilaya geçiren her sözünde oluşan notalar kalbimde nahoş bir etki bırakırken Kızılcık şerbeti olsa kana kana içerim. Zaman geçerken alevler içinde bizi düşünmeden ruhumuzu etten bir çukura gömer gibi Zaman durduğunda ise , dünya tersine dönerken en güzel şiirlerin sende beden buluşu.

SON

Bir varmış bir yokmuş. Zamanın ötesinde, kimsesizliğin ortasında lakabı serçe olan bir kadın varmış. Bu kadın o kadar yalnızmış ki ruhu kimsesizliğin ortasında her geçen gün paramparça oluyormuş. Herkes onu dinler ama kimse onu anlamak istemezmiş. Herkes ona bakmak fakat kimse onu görmek istemezmiş. Bu yalnız serçe son çareyi yazmakta bulmuş. Bir gece yarısı yıldızlar melodisi, ay ışığı ise ona yandaş olurken başlamış mürekkebi kağıtlara akıtmaya ve o geceden sonra yalnız serçe kalemine aşık mürekkep ruhlu bir kadına dönüşmüş. Her gece yıldızlar melodisi, ay ışığı ise yoldaşı olmuş. Yine böyle bir vakit kendisine bir dünya yaratmaya karar vermiş. Önce yaşamak istediği yeri dökmüş mürekkebe, bir diyar yaratmış hayal aleminde. Bu öyle bir diyar olmuş ki kötülük sızamamış satır aralarına. Sonra yeni dostlar eşlik etmiş ona fedakarlık çıkmış ön plana. Ve en son ise öyle bir karakter yazmış ki... Kalemine aşık mürekkep ruhlu kadın tüm ruhunu akıtmış gecelere. Bu uğurda yıllarını ha...

CENNETTEN BİR KÖŞK

     Masum uykusu tokat ve bağrış sesleriyle bölündü küçük Arif’in. Alışkın olduğu bu bağrış ve tokat seslerini duymazdan gelmek istiyor ve uykusuna devam etmek istiyordu. Rüyasında da tam oyuncaklar diyarına gitmişti. Uyuyup tekrar rüyasına dönmek istiyordu. Oysa gözünün her kapattığında babasının annesine attığı tokatın sesi uyumasına bir türlü izin vermiyordu. ‘Yapma! Vurma artık!’ diye ağlayan annesinin sesi çınlanıyordu kulaklarında. Henüz yedi yaşındaydı ama her gece annesini döven babasını öldürme planları yaparak uyuyordu.                Yatağından kalkıp sessizce odadan çıktı ve onların olduğu odaya doğru yürüdü. Ses çıkartmamak için ayaklarının ucuna basarak yürüyordu.Odanın kapısının yanındaki duvara başını koyarak içeriyi dinleme başladı. ­-Bi daha bana haber vermeden kapıya çıkarsan seni dilim dilim doğrarım -yemeklik bi şeyler almaya…        ...

DUY BENİ

Başında mı yoksa sonunda mıyım yolun? Öyle bir yol ki, gözükmüyor   sonu. Karanlık kapladı   içimi. Güneşin varlığı bile aydınlatmıyor artık. Işık yok! Hayat yok! Ben yokum artık. Yok oluyorum , kendi içimde, kendi sesimde. Duy beni! Kulak ver   bana. Sesim kısılana kadar bağırıyorum burada, duy beni…   Eridim, bitiyorum duy beni…

KIRILIYOR DALLAR

Vakit gece.   Aldım kalemimi elime, yazmaya başladım yine.   Yazıyorum işte, ılık bir rüzgar eşliğinde. Dökmek istiyorum bütün hisleri, ama nafile. İçime bile sığmayan bu hisler, hangi sayfalara sığar ki. Veya hangi kelime tam olarak anlatır ki beni. Hangi kelime anlatır bu hisleri. Yazdıkça yatışsam keşke. Bir nebze olsun, yatışsa keşke kelimeler. Aksine ben kalemi aldıkça elime, rüzgar şiddetleniyor, uçuşuyor yapraklar. Kopuyor sanki içimden bir şeyler ben yazdıkça. Estikçe rüzgar, kırılıyor dallar. Önce içim kırılıyor, paramparça oluyor, sonra dallar.   Ve benden ancak bu kadar.

Can Verdi Gözyaşım

Hayatımda yaşadığım bütün güzelliklerin bir bedeli vardı.  Beni mutlu eden her şey, önce biraz ağlattı.  Hıçkıra hıçkıra ağladıktan sonra güldüm hep.  Başkalarını boğarken gözyaşları, beni yaşattı.  Her ne kadar o çoçuk ruhum hiç geçmese de, beni olgunlaştıran hep gözyaşlarımdı.  Çocuklar gibi düştüm hep.  Kimi zaman tekrar kalkmak pek gelmese de içimden, bir şekilde kalktım.  Kimileri düşmeme sebep olurken, kimileri de bana hep güç verdi. Kimileri öldürürken içten içe, kimileri de kendinden verircesine can kattı.  Ve ben, buna inanmayı hiç istemedim.  Nefesini kesen birinin nefesi olmak ister mi bir insan? İstedim...  Göz göre göre yürüdüm uçurumlara.  Göz göre göre inandım yalanlara.  Yalanlar arasında doğru aranır mı hiç.  Onu da aradım.  Gerçekleri değil, görmek istediklerimi gördüm hep.  Kâbusa benzettim yaşadıklarımı.  Uykudan d...

Demlense Yüreğim

Sen yanımda olmayınca, yazasım geliyor sürekli.  Dur durak bilmeden yazasım.  Hissettiğim kadar yanımdasın ama, seni satırlara anlatmak da çok başka.  Sonra durasım geliyor bir kaç saniyeliğine, gözlerin belirince gözlemin önünde.  Duruyorum şöyle bi, bir ah çekiyorum sonra şöyle içten...  Öyle bir ah ki bu, bütün özlemlerim onun içinde. Ve diyorumki,  Ben yazarken, gelsen de bir çay demlesen.  Sen çayı demlesen de, bende demlensem. Demlense  yüreğim,  içimdelerle birlikte...

OLURUNA BIRAK

Oluruna bırakmıyoruz.  Oluruna bırakmadığımızdan bu başımıza gelenler.  Ondan bu yorgunluğumuz, ondan bu kırgınlıklar.  Yormamak gerekir bazen.  Her şeyi oluruna bırakmak gerek.  Zaman kaybedip gelmeyenleri ısrarla  beklemeye ne gerek var ki.  Yani ne gerek var bu kadar yorulmaya.  Gelmeyenleri, gelmeyeceklerini bile bile pencere önünde beklercesine beklemedik mi?  Söyle bana şimdi değdi mi yani?  Bence bir zerresine bile değmedi.  Biz dört gözle beklerken gelmelerini, onlarsa hep başka yöne gitti.  Biz hariç herkesin gönül kapılarına uğramadılar mı sanki!  Yok, bundan böyle kapattım gönül kapılarımı. Benimle olanlar  yeter bana.  Gerek yok daha fazla gönül yorgunluğuna. 

Alıştım

Hayallerimiz ve yaşadıklarımız.  Beklentilerimiz, ve gerçekleşmediğindeki ki yıkılışımız. Düşüp düşüp tekrar  kalkışımız. Kalkmak zorunda kalışımız. Kanayacak bir dizim kalmadı  benim sanırım. Öyle ki, acı benim diğer  adım. Öyle olmalı ki, uçurumlara yürüyorum adım adım... Alıştım ben, her şeye alıştım  Ondan bu her şeye gülüşüm. Ondandır, dıştan gülüp içten çöküşüm.