Ana içeriğe atla

Kayıtlar

2018 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Yıldızlar

Gecenin ruhuna denir ''YILDIZ.'' Kapkaranlık gökyüzüne asılı kalmış binlerce beyaz noktacık... İnsana verdiği huzurun haddi hesabı yok değil mi? Ben hiçbir insanın yıldızları sevmediğini düşünmüyorum, düşünemiyorum. Belki de yaratıcının en kutsal imgelerinden biridir yıldızlar. ''Bak ben en karanlık gecelere bile ışık tuttum senin için, dayan!'' demenin başka bir yoludur. Gerçekten de yıldızlar bizlerin pusulası haline gelmiştir. Düşüncelerin zehirli hançerleri dört bir tarafımızı sardığında başımızı yukarı kaldırarak karanlıkta parıldayan o ışıklara baktığımızda, yüzümüzde her şeye rağmen bir tebessüm oluşur. Ya da yolunu kaybetmiş bir kişinin etrafında kimsesi yokken yolunu bulmasına yardımcı olacak tek şey Kutup Yıldız'ı olur. Hele hayallerimize yön vermesi, karanlığın kimsesizliğin de bile ''bak buradayız'' demeleri... Milyonlarca umut barındırır o yıldızlar... Her insanın umutlarını, hayallerini, acılarını, bakışlarını v...

DEĞDİ Mİ ?

Canınızı en çok güvendiğiniz insanlar yaktı değil mi ?  Oysa ki ne çok değer verdik , herşeyden çok sevdik. Ama ne oldu yine bir kalemde silinen taraf biz olduk. Her defasında aynı sona geleceğimizi bile bile sevmedik mi ? Bizde bilirdik vazgeçmeyi ama biz vazgeçmek için sevmedik o yâri.  Evet şuan yıkıldık daha da yıkılacağız. Evet belki de kaybettik ama elbet  toparlanacağız. Zaman alacak tek düzen hayatımızın yeniden oturması ama içimizdeki o yangın da geçecek. Şuan gözümüz den düşen her bir damla yaş içimizi daha çok yakıyor.  Daha da yakacak. Yakmalı da zaten. Hiçbir yara kanamadan iyileşmez bunu asla unutmayın.  Kendini odana hatta yorganının altına kapattın.Kapattın da ne oldu hıçkırıklarını başkası duymadı , Peki ya sen ? Sen duymadın mı o içini çeke çeke ağlayışlarını. İstemeden şarkının sözlerini mırıldanmaya başladın değil mi ? Bir cümle , iki cümle , üçüncü cümlende bir gözyaşı tanesi , ardından seli aratmayacak olan sağanak ...

GİZLEDİM SENİ

Gözlerinin içine bakmaya cesaret edemedim yine. Kaçındığım şeylerin başında gelir gözlerin. Gözlerin, ucu görünmeyen bir deniz, bende yüzmeyi bilmeyen bir fâni... Gözlerin, sessiz ve derin... Sözlerin, içten ve gerçekçi... En az hayallerin kadar samimi... Aldın, bambaşka âlemlere götürdün beni yine. Kendi âleminde diyâr diyâr gezdirdin, bir kez daha nakış nakış işledin sevgini yüreğime. Bir kez daha farkettim, beni kimsenin senin gibi sevemeyeceğini.. Sevginin paha biçilemediğini gördüm bir kez daha. Sevginin saflığını, merhameti, varlığına ihtiyacım olan bütün duyguları hissettim yine. Belli etmediğim o hasreti, bir kez daha dizginledim kendi içimde. Bu bir seçimdi, özlemi seçtim ben. Hasrete olan aşkım sana olan sevgime büründü... Bu daha da değerli kıldı sevgiyi gözüm de. Sevdim, seviyorum, hep severim... Belli etmeden severim ama, bunu en iyi sen bilirsin. Öyle  ne kelimelerle ifade edebilirim, ne de bunu isterim. En güzeli seni içim de yaşam...
UZUVLARINA ŞİİR Ellerin diyorum;   Cehennemi kelepçeler Ellerin diyorum;   Yokluğunda cennetin bahçelerini soldurur Ellerin diyorum;   En güzel katil Ve ellerim diyorum kadın     En güzel maktul Bir uzuv ne kadar huzur verir diye düşünüyorum şimdi Bir uzuv nasıl bu kadar güzel tarar saçlarımı Bir uzuv   Neden bu kadar güzel kokar Ve uzuvların diyorum kadın Beni gülmeye alıştırıyor Sonra sen gülüyorsun Ben de gülüyorum Oysa yanaklarım ağlamaktan kaskatı Oysa yanakların papatya   Ve oysa diyorum kadın Oysa işte Sevsen beni Unutmayı unutsam Alzhemir olsam Sadece seni ve gülüşünü hatırlasam Sonra yıllanmış teybimde senin en sevdiğin şarkıyı çalsam Ve sen diyorum kadın Birlikte biz olsak

Şafak Vakti

Şuan duyduğum ezan sesi gibi Sesin huzur veriyor bana Senle ilgili her şey geliyorda Bir sen gelemiyorsun yamacıma Sığmıyor artık göğsüme Bir yumruğum büyüklüğündeki et parçası Kafesi parçalayıp sana koşmak ister İsterde sen kabul edermisin, sadece sana ait olan et parçasını Feryat, figan ediyor gönlüm Derinden gelen kırılgan sesiyle Bu sesi sadece ben mi duyuyorum? Sen duyuyormusun bu kıralgan sesi? Şuan sesini duyasım var Ararımda, kıyamam o mışıl mışıl uykuna Koşarak sana gelme isteğim var Gelirimde, bilmiyorum sevgini tutsak eden adresi... Hava nasıl oralarda? Bedenim donar, içim yanar burada Tenimi buz, gönlümü kor kapladı Gel! erit bu buzu, söndür içimdeki koru... Tek suçum seni sevmek Bunun cezası kalbinde mühepbet Gözlerin gardiyan, saçların parmaklık Ben çekerim hükmü tez vakit Hayatım senin iki dudağın arasında Ya dizine koyarsın başımı Ya da bir musalla taşına Seçim senin, seç birini...l Hissettiklerim... Gözüme, sayfama, sözlerime yansır ...

Beş Ay

Seninle doğmadım lakin canlandım Seninle vuslatım onu anladım Sevdayı arar iken yanlışlığım Bedeli ise aşksız yalnızlığım İçlenişim hasretin habercisi Dizeler gönül hanemin elçisi Görmez lakin ahvalini hisseder Aşkın kalbimde bi hayli hissedar Senle üç yıl, gönlünde ise beş ay Tarifi imkansız duygular var Nasip olsun onca yıl, binlerce ay Sevdan ki gönlümdeki ateşte har Zaman seninle vasıfsız eleman Sensiz ise geçmek bilmeyen anlar Islanmasın hüzünden bir çift elman Kalplerimiz bir birini hep anlar  Aklım divane, kalbimde virane Aşktan ötürü kendime bigâne Âmâ Kalem yazmazsa helak olur  Ahmet konuşur ise helak olur

SÜZGEÇ

İnsanların ruhunu dinlemeyi seviyorum en çok ,hissettiği ama söyleyemediği onca çul çapulu gün yüzüne çıkarmayı Gözlerine dolan ama bir türlü akmayı beceremeyen göz damlalarını akan seller ile buluşturmayı... Ama en çok yazmayı , sizlerin yazamadığı aslında yazmayı hiç istemediği o kelimeleri sizler ile buluşturmayı Üstünüze çöken o tarifsiz duyguyu söküp atmayı deniyorum çoğu zaman , Ama  yazdıkça  şunu  farkediyorum  ki ben sizi bu kadar iyi tanırken/ tanımaya çalışırken ,  anlarken / anlamaya çalışırken , sizin beni benim sizi tanıdığım kadar bile tanımadığınızı. Tanıyanlar yok  mudur  elbet var istisnalar  kadehinde 🍷 Bir insanı tanıyabilmek için ilk önce dinlemek gerekir. Ruhunu tanımak , duygularını anımsamak gerekir. Eğer siz karşınızdaki insanın tavırlarını ve hareketlerini empati kurmadan yargılarsanız o insanı üzmekten öteye gidemezsiniz.  Bir süre sonra ne olur biliyor musunuz ? O insan hayatında kalmasını istedi...

Kahpe Dostlar...

Bitirdiniz beni dostlar ! El birliğiyle bitirdiniz beni... Yok yere hemde  Çok kere... Çok zor değildi aslında ; Sevmek , değer vermek... İnsan yerine koymak , insanı... Öyle olduğu için kabullenmek... Lakin kızmadım sizlere  Sevmeyişinize , değer vermeyişinize... Ve yaptığınız onca şeye  Çünkü ben ,  Öyle kabullenmiştim sizleri... Kırdınız güvenimi dostlar !  Tüm masumiyetinizi kullanarak hemde... Lakin hakkınızı vermeliyim ,  Usta oyunculuktu , tebrikler... Şimdi ne ben güvenebilirim bir dosta daha ,  Ne de siz kazanabilirsiniz . Böyle değer veren bir dostu... Yani hepimiz kaybettik.  Siz insanlığınızı , Ben güvenimi... SIRADAN BİRİ... 

YEGÂNE

Ne zaman kendimi yalnız hissetsem hep şiire sığındım. Ne zaman hayattan nefret etsem insanlardan uzaklaştım.  Küçük yaşlarda tanıştım kalem ve kağıt ile başlarda aklımdan ne geçerse onu yazardım. Düzenlemeye uğraşmadım hiç çünkü o kelimeler ruhumun izleriydi. Büyüdükçe hayatın gerçekleri ile iç içe oldum. Canım yandıkça yazdım , yazdıkça yandım , yandıkça kül oldum.  Ruhum kanadıkça çevremdeki kimseyle konuşmak , ilgilenmek istemedim. Çünkü farkındaydım beni koşulsuz kabul eden tek şey içinde ruhumu gizlediğim defterimdi. Tek sırdaşım kalemim. Zihnim neyi dökmek isterse o deftere kalemim ona itaat ederdi. O bana koşulsuz sadık kalan tek yegâne dostumdu. Defterim ise sır küpüm. Çok ağladık mesela birlikte , ben gözyaşlarımı onun sayfalarına akıttıkça o gizledi bir perde gibi. Ben kanadıkça o sarıp sarmaladı ruhumu. Ve büyüdükçe şunu farkettim ki ruhuma iyi gelen gıda şiirden ibaretti.

ANSIZIN

Ağlarsın bazen. Belki de bir gece yarısı ansızın süzülür gözyaşı. Belki içindeki geçmeyen bir yara, veya bir türlü atlatamadığın o travma. Kimse duysun istemezsin o düğüm düğüm yutkunuşlarını. Durmak bilmiyorken gözyaşları, düşünemezsin. İçine girdiğin o boşluk, git gide çeker seni içine. Ne yapacağını bilemezken, bittiğini hissedersin yavaş yavaş. Önce göz kapakların çaresizce teslim olur, sonra nefesin...

Dünya

Bütün kötülüklere baş kaldırmalı , Eline boya kutusunu kapan duvarlara koşmalı , Yazmalı en güzel mısraları , Eline kalemi alan Duvara koşmalı İnsanlar meşgul olmalı Şiir yazmalı , arınmalı ve sıyrılmalı onca kötülüğün arasından Şiire bulanmalı dünya , Dünya , şiir ile çalkalanmalı yayıkta çalkalanan ayran gibi , Ve şiir ; dünyayı temize çekmeli Kurtarmalı o dipsiz kuyudan. Sirkelenmeli , şöyle bir kendine gelmeli insanlar ! Bu dünyayı şiir dizginleyecek Yeter ki kötü kalpler şiir ile buluşsun.

Mesafe İşlemez Yüreğe

Sen ki, benim sayfalarca yazıp anlatamadığım hissim.. Sen ki, hissizliğimden korumaya çalıştığım en güzel yanım.  Sen ki, göremeden hissettiğim, kendimden bile sakındığım gizli bahçem.  Ömür ne de güzel geçer seninle, Rabbim izin verdikçe.  Ne güzel olur seninle bir hayat.  Varsın uzak olalım, Rabbim yazana kadar.  Varsın görmesin bu gözler, işitmesin kulak.  Zamanı gelene kadar sadece  hissetmek varken, özlem  bize kaç yazar.  Varlığın, yokluğunla bir desem yeri.  Görmekle görmemek arası sadece ince bir çizgi.  Yüreğime çizemedikçe kimse o çizgiyi,  Varsın dağlar, yollar girsin aramıza,  Asıl mesafe yürekte.  Ve söyle bana mesafe işler mi hiç yüreğe Benim sevgim ne gözlerimde, ne de bir tebessümümde.  Asıl sevildiğini kalbimi hissettiğinde anlarsın, çok derinlerde bir yerde... 

MAVELA...

Nasıl bu kadar büyüleyici olabilirdin ? Inan aklım almıyor Üzerimde kurduğun o hakimiyet... Nasıl olur da unutamam hala telefon numaranı ? Onca zamana rağmen... Kendime çizdiğim her yeni yolda; Senden bir iz mi olacak yoksa ? Seni unuttuğumu düşünürken aslında her hücrene kadar hatırladığımı fark etmek peki... Bu nasıl bi imkansızlık teorisi ? Bu sensizliğin kaçıncı senfonisi ? Adı henüz konmamış bir duygu daha... Belki de bir hastalık... Huzurla acının birlikteliği sanki... Belki de bunun adı Mavela olmalıydı. Mavi ve laneti ...

Gittim Ve Bittim

Ve sonra, Hiç beklemediğim anda, hiç aklımda olmayan biri çıktı karşıma. En savunmasız anımda. Önceleri kısa kısa cevaplarla konuşmalar, koyu sohbetlere bıraktı yerini. Sonra... Alıştım ona. Daha önce kimseye  hiç alışmamış gibi. Herkes çok yabancı gelirken,  Günün ilk ışıklarında uykulu gözlerle, Günaydın mesajları attım ona. Sanki güneş değilde o aydınlatıyormuş gibi. İyi geceler mesajından sonra uyudum hep. Zamanla kendimi unuttum, kendim için yaşamayı unuttum. Zamana değil, ona bıraktım kendimi. Sevdim işte... Öyle bir sevdim ki, aklımı da gönlümü de onda bıraktım. Kendimi ona emanet ettim ve gittim... Gittim ve bittim. Ben gittim soldu papatyalar. Gelmedim, gelemedim, git gide hissizleştim. Ben artık ben değilim... Ama unutma, Hala sende saklı bütün benliğim.

Gecenin Sırrı

Martılar kadar gökyüzüne hasretim. Yıldızlar misali, geceyi severim. Ve gece olunca çıkar bütün benliğim gün yüzüne. Rüzgar savurur  sanki içimdekileri bir çırpıda. Durmak bilmeyen düşüncelerim bırakır kendini sessizliğe. Yorgun bedenim kalakalır öylece olduğu yerde. Bilirim, Dualarla ayakta durur  bütün benliğim. İnsan derde düşünce açmaz mı ellerini semaya En uzun o zaman bakmaz mı yıldızlara, bir işaret ararcasına... Baksana gökyüzüne, ne kadar saf ve temiz... Baksana bir geceye, dilinden anlarsan eğer ne kadar da anlamlı... Bilmediğim, hiç bilmediğim kadar kendimi özgür sandığım gökyüzü. Kim bilir, hangi yolları, hangi çıkmaz sokakları barındırıyorsun içinde. Bilmemekle geçirdiğim zamana, güne rağmen, Koptu bir takvim yaprağı daha. Ömürden bir gece, Bir nefes daha eksildi, Bu satırı okuyup derin bir nefes alınca.

Ben Yorgun

Yolun başı.   Yol ıssız, yol çetin. Ben yorgun. Bitmek bilmeyen gözyaşlarım var sadece.   Ağlıyorum çünkü gözyaşlarım sakinleştiriyor sadece    beni. Susuyorum çünkü konuşmam işe yaramayacak. Gidiyorum çünkü elbet bir gün herkes unutacak.   Yazıyorum… Yazıyorum   çünkü benden geriye sadece bunlar kalacak. Bir bakıştan anlamayan, bir sözden anlar mı hiç. Birilerinin kulakları sağır, gözleri kör. Bundan sonra bende öyle olacağım, söz…

Ruhumun Kızılcık Şerbeti

Gecenin en koyu yerindeyim. Kalbinden kalbime bahşedilmiş bir yığın duygu Gözlerimden gözlerine değen her çehrede tutuşan bir beden. Yelkovan ve akrebin kavuşmak için birbirini kovalaması gibi Zihnim avuçlarında bedenim gözlerinin katranına dolaşan iflah olmaz bir duyguyla yoğrulan Kalbimin her odasında ayrı ayrı odası var ruhunun Zihnimin en güçlü muhafızısın sen. Ki senin ruhun zamana inat eskimeyen bir piyano Her notasına dokunuşumda bana ilahi bir şerbet sunan. Ruhumu istilaya geçiren her sözünde oluşan notalar kalbimde nahoş bir etki bırakırken Kızılcık şerbeti olsa kana kana içerim. Zaman geçerken alevler içinde bizi düşünmeden ruhumuzu etten bir çukura gömer gibi Zaman durduğunda ise , dünya tersine dönerken en güzel şiirlerin sende beden buluşu.

SON

Bir varmış bir yokmuş. Zamanın ötesinde, kimsesizliğin ortasında lakabı serçe olan bir kadın varmış. Bu kadın o kadar yalnızmış ki ruhu kimsesizliğin ortasında her geçen gün paramparça oluyormuş. Herkes onu dinler ama kimse onu anlamak istemezmiş. Herkes ona bakmak fakat kimse onu görmek istemezmiş. Bu yalnız serçe son çareyi yazmakta bulmuş. Bir gece yarısı yıldızlar melodisi, ay ışığı ise ona yandaş olurken başlamış mürekkebi kağıtlara akıtmaya ve o geceden sonra yalnız serçe kalemine aşık mürekkep ruhlu bir kadına dönüşmüş. Her gece yıldızlar melodisi, ay ışığı ise yoldaşı olmuş. Yine böyle bir vakit kendisine bir dünya yaratmaya karar vermiş. Önce yaşamak istediği yeri dökmüş mürekkebe, bir diyar yaratmış hayal aleminde. Bu öyle bir diyar olmuş ki kötülük sızamamış satır aralarına. Sonra yeni dostlar eşlik etmiş ona fedakarlık çıkmış ön plana. Ve en son ise öyle bir karakter yazmış ki... Kalemine aşık mürekkep ruhlu kadın tüm ruhunu akıtmış gecelere. Bu uğurda yıllarını ha...

CENNETTEN BİR KÖŞK

     Masum uykusu tokat ve bağrış sesleriyle bölündü küçük Arif’in. Alışkın olduğu bu bağrış ve tokat seslerini duymazdan gelmek istiyor ve uykusuna devam etmek istiyordu. Rüyasında da tam oyuncaklar diyarına gitmişti. Uyuyup tekrar rüyasına dönmek istiyordu. Oysa gözünün her kapattığında babasının annesine attığı tokatın sesi uyumasına bir türlü izin vermiyordu. ‘Yapma! Vurma artık!’ diye ağlayan annesinin sesi çınlanıyordu kulaklarında. Henüz yedi yaşındaydı ama her gece annesini döven babasını öldürme planları yaparak uyuyordu.                Yatağından kalkıp sessizce odadan çıktı ve onların olduğu odaya doğru yürüdü. Ses çıkartmamak için ayaklarının ucuna basarak yürüyordu.Odanın kapısının yanındaki duvara başını koyarak içeriyi dinleme başladı. ­-Bi daha bana haber vermeden kapıya çıkarsan seni dilim dilim doğrarım -yemeklik bi şeyler almaya…        ...