Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Şubat, 2018 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

AŞKIN İZİ

İnsan kime aşık olacağını seçemez... Keşke seçebilseydi değil mi ? Böylelikle çok mutlu olabilirdik , daha az acı çekebilirdik. İnsan en çok sevdiği kişiyi kaybetmekten korkar , korktuğu kişiyi kaybeder. Kırmaktan korktuğu kişiyi ise kırarmış. Aşk korkaklık değil cesurluktur , kahramanlıktır , onun gözünde daima tek ve yalnız... Sevdiğiniz kişinin dış güzelliğini değil kalbini sevin.  Çünkü  kalp insanın en hassas noktasıdır.  Kırık bir kalple yola devam edemezsiniz. Güçlü bir kalp ile yolunuzu kendiniz çizebilirsiniz.  Mesela şuan her şeyi bırakın sevdiğiniz kişinin kalbinin sizin için attığını düşünün ve usulca onu kalbinden öpün. Bir insanın sizi sevebilmesi için ne gerekir ?  Çok güzel bir kız olmak mı yoksa çok yakışıklı bir erkek ?  Bir insan güven vermediği sürece güzellik ne işe yarar ya da yakışıklılık ?   Bir insanın en çok ihtiyacı olan şey ; " Güven" dir. Kalp güvenmek ister. " Huzur " dur.Kalp huzurlu olmak i...

İki Dudak Arasında

Neden yazar ki bir insan? Konuşmak, haykırmak varken  bütün duyguları,  insanlara anlatmak varken derdini, neden satırlara döker ki insan kendini? Ah o satırlar... Kimsenin bilmediklerini gizler en derinlere. İki dudak arasına hapsedilmiş ne varsa, bir bir dökülür satırlara. İşte o zaman anlarsın, en sâdık dostunun satırların olduğunu. Boş sayfalar doldurulmak için varken, bir kelime bile bütün kalbi anlatmaya yeter bazen. Bunu bildim bileli susuyorum. Biliyorum ki,  satırlarım  dışında herkes gidici. Biliyorum,  bütün bu yalandan tebessümlerim bile geçici. Bu yüzdendir ki,  kimseye tam anlamıyla açmam içimi. Sonuçta beni en fazla yaralayanlar içimi bilenler değil mi?

Uzun Bir Gece Daha

Her gecenin bir sabahı var diyorlar baba.  Bu gecenin sabahı nasıl gelir inan bilmiyorum. Uzun bir gece yine. Aklımdan hiç çıkmadan seni  düşündüğüm bir gece daha. Ah be baba... Olsan şöyle yanı başımda. Sarılsam, öyle bir sarılsam ki bir daha hiç bırakmasam. Öpsem doyasıya.. Hiç ayrılmasak bir daha.  Kimse koparmaya çalışmasaydı keşke  seni benden. Çok zor baba.. Seni görememek, duyamamak, kimi zaman hissedememek çok zor. O değil de baba herkes gibi bu insanları da affedebilecek misin? Seni bilmem ama, ben asla affetmeyeceğim baba. Seni bizden koparmaya kim razı olduysa, ömrüm boyu affetmeyeceğim hemde. Şu sana en ihtiyacım olduğum  anda sana hasretim ya baba,  kim olursa olsun affetmem, affedemem. Nefesim ol baba, en çok ona ihtiyacım var şimdi.  Her an kesilecek gibi sanki. Korkuyorum,  her dakika her an nefesimin kesileceği korkusu var içimde. Ya diyorum, Ya dayanamazsam... Ya, dayanamazsan... Dayan baba, dayan.. Zi...

Silik Hayat...

Düşerken karanlığın ortasına , Tutunamamak tek bir dala... Yıldızların öldüğü , O uzun gecede... Okyanusun ortasında kaybolmuş bir gemi , Yıllanmış şarap misali... Bekledikçe değerlenen , Nasıl olduğu bilinmeyen... Geç kalınmış bir özür gibi Çekilmiş sular  Bozulmuş şarap  Artık çok geç... Artık çok geç... Sarmaş dolaş bir adam geceyle , Aklı fikri yitik... Öyle sıradan bir adam işte , Silik bir şiir gibi... SIRADAN BİRİ...

VATAN UĞRUNA

Yavrum , ah benim kınalı kuzum Ah benim göz bebeğim Canımdan sakındım seni , Ellerden sakladım . Kalbimde büyüttüm seni , Kötülüklere karşı bir adım önünde durdum bir kale gibi , Dokuz ay karnımda taşıdım 20 sene yanıbaşında bekledim Asker olma yolunda ilk adımı attın Şanı şan büyük bir gururla alladım pulladım, dualarla uğurladım seni Geceleri bir damla uyku girmedi gözüme Pencere kenarında , ellerim Sema'da Hep dualarımla korudum seni Anayım ben Ana ! İçim kan ağlasa da git oğul Vatan uğruna ya şehit ol rahmetinle gel, ya gazi ol canınla. Bana düşen tek görevdir alnım ak , omuzlarım dik durmak Haberini aldım oğul Vatan uğruna olmuşsun şehit Merak etme yavrum içimde akar durmaz da, gözümden düşmez bir damla yaş , Dururum daima dimdik ayakta, alnım ak. Sen şehit oldun da ben şehit anası, Yakışır bana senden gelen bu acı Şehidim , şehidim ah benim kınalı askerim Rüyamda gördüm göğsünden vurdu seni , o namert düşman. Kalbimi yerinden söktüler ah benim ...

VÜCUDUNUN DİLİ

çorak topraklarımı rüzgarla tanıştırdı saçların gözlerinse yağmurla varlığın zaten vazgeçilmez bir unsurdu ellerinden söz etmeye gerek yok konuşmaya başlayınca bir bahar havası dolaşır damarlarımda yüreğimde nevruz kutlamaları başlar seninle olunca bütün varlık dile gelip adımızı haykırır ve bilmelisin bu olasılık için ömrümü feda edebilirm sevdiğim

EYVALLAH

Ve bazen susmak gerekir sadece.   Gitmek gerekir sessizce.   Usulca kaçmak gelir içimden, herkesten.   Geri dönmemek üzere kaçıp gitmek  istiyorum.   Bir şeylerin düzelip  düzelmemesi  de pek umrumda değil doğrusu.   Sadece gitmek istiyorum.   Gitmek istiyorum korkusuzca.   Sonunu  düşünmeden,   kimselere hesap vermeden…  Çok şey istemiyorum ki…  Elimden alınan özgürlüğümü istiyorum sadece.  Bana ait olan ne varsa, bende değildi çoğu  zaman.  Bense sustum.  Hep sustum.. Kelimelerse, her konuşmak istediğimde, bir bir düğüm oldu boğazımda.   Konuşmak istediğim ne varsa, yuttum… Hayatımın avuçlarımın arasından kayışını izledim ben.   Bir eyvallaha sığdırdım bütün kızgınlıklarımı, kırgınlıklarımı..  Herkese bir eyvallahım var  artık.  Gelene de, ardına bakmadan çekip gidene de.   Ha, birde hiç gelmeyenler...

Mahrum

Bir düğüm var boğazımda Kalbime saplanmış hançerler, Söylemek istediğim çok şey var, Fakat bunları söyleyecek nefesim tükendi.. İnsanın yaşı ne olursa olsun, Bazen yaşının üç katı kadar yaşlı hissedebilir, Ya da yaşının üç katı kadar çocuk. Sanırım ben yaşlılar kategorisindeyim.. Bırak avaz avaz bağırmayı , artık konuşmaya dermanım yok. Lakin yaşım on sekiz. Kimse istemezdi böyle olmasını... Bende istemezdim , istemedim de. Fakat hayat hep bana kamçılı tarafını gösterdi. Nereye dirseğimi koymak istesem, Orası bir anda çöktü.. Ne zaman birine değer vermek istesem, Yaralı yerimden sapladı bıçağı Bense kaybetmemek için çırpınmakla yetindim. Çünkü alışmıştım... Alışkanlıkta kötü bir huydur, Kaybetmeye alıştığınız zamanda, Bir süre sonra hiçbir şey umrunuzda olmuyor. Gitsin diyorsun, Nasıl olsa gideceğini biliyordum. Bile bile değer verdim. Bile bile ısrarla hayatımda kalmasına izin verdim. Belki de değer verdiğim insanlar kadar kendime değer vermedim. Etraf...

AH OĞUL..

Ah oğul.. Diye sesleniyordu sanki bir anne. Ölmüş oğlunun ellerine sarılmış, ''ne olur gitme oğul.."  dercesine.. Giden oğlunun ardından gözyaşları dökülse de o al yanaklarından,  dudaklarda kalpten bir "VATAN SAĞOLSUN!"  diye birkaç kelime,  hafifletir gibi oluyor kalpteki yarayı, ama nafile.. Ne de olsa, o candan bir parça gitti bir kere.. Ahmedim, Mehmedim, Hasanım..  Savaşın başladığı yıllarda sahi kaç yaşındaydın? Onu da bilmiyorum..  Tek bildiğim, duyduğum, duyup da tarih gibi ezberlediğim kadarıyla çocuktun..  Daha çok çocuktun.  Yaşın çocuk, yüzün, ellerin, sesin çocuk..  Bir tek hiç düşünmeden Vatana feda olmaya giden o yüreğin var ya..  İşte o KOCAMAN! O yürek bir kahraman, o yüreği öldürmeye gücü yetemez kimsenin.  O  yürek ölümsüz.. Ey Düşman! Sakın, ama sakın ayak basma bir daha bu kana buladığın topraklara! 

VÜCUDUN DİLİ

  çorak topraklarımı rüzgarla tanıştırdı saçların gözlerinse yağmurla varlığın zaten vazgeçilmez bir unsurdu ellerinden söz etmeye gerek yok konuşmaya başlayınca bir bahar havası dolaşır damarlarımda yüreğimde nevruz kutlamaları başlar seninle olunca bütün varlık dile gelip adımızı haykırır ve bilmelisin bu olasılık için ömrümü feda edebilirm sevdiğim

Diğer Yarım

Sözcükler tükendi, kitlendi dilim Sen gittin, bir yanım yarım kaldı Elimden kaydın, seni toprak aldı Gözlerim batan güneşe daldı Bir mızrak bilenip saplandı, bağrıma Bir düğüm oluştu yüreğimin ortasına Bu erken ayrılık gidiyor ağrıma Sen yokken, kimin oturulacak sofrasına Her nefeste yandı yürek hanem Gidişinin ardından acı sahnem Sen benim yegane dünya sanem Senin kadar seveni yok ki annem Bundan sonra herşeyim sensiz ve yarım Bayramım, seyranım, mutluluğum, hüznüm Yarım kalacak sensiz aldığım yaşım Böylemiş benimde kaderim, alın yazım

BEKLEMEK

        Seni beklemek Bir bebeğin tebessüm kadar kutsal Seni beklemek Gassalın ölüyü yıkaması kadar itinalı Seni beklemek Hayatımdaki en büyük sürpriz Ve seni beklemek Azrailin can alması kadar şuursuz Bekleyen Ellerinin kader kadar siyah saçlarına mahkum Bekleyen Gözlerinin ormanlarında karbonmonoksitle zehirlenen Bekleyen Cephede alnından ilk kurşunu yiyen Ve bekleyen Bir şırınganın gölgesinde özgürlüğü arzulamak Sen ve Ben Bir olmamız dahi olasılıksız Sen ve Ben İki dağın kavuşması kadar manasız Sen ve Ben Buzun ateşe, ateşin buza sevdası Ve sen ve ben Tanrının birleşin demesine rağmen ayrı     

Sen' den Sonrası...

Gözlerinden mahrum kaldım sevgilim Umut artık yok... Hani utanırdın da bakmazdın ya gözlerime Kızarırdı yanakların... Sonra kızardın bana şakacıktan Bakma bana öyle diye... İçim parçalandı be sevgilim... Bir fotoğraf karesinde, yılları hatırlarken... İçkim, kumarım, zamparalığım yoktu halbuki... Lâkin yine de tercih ettin gitmeyi... Öyle ya sen benim olamadığım tiplerden hoşlanıyordun Değiştirmeye çalıştın beni yıllarca da , Gıkım çıkmadı bir kez bile... Ellerimi sigaradan başka bir şey tutmadı, Senden sonra... Tenimi saran da yine, Sigaranın dumanıydı... Yani anlayacağın, senden sonrası hep duman... "Darma"duman... Gelen, gideni aratır diyorlar Gelen olur mu bilmem ama, Umarım aratmaz seni bana... Çünkü numaran hala aklımda... SIRADAN BİRİ...

HAYATIN SURLARI

Bazen insanlar düşünürler ;  "Hayatın anlamı nedir diye ." Bunu zaman zaman sizler gibi  bende düşünüyorum... Hayatımın anlamı nedir diye ? Gerçekler acıdır derler lakin gerçeklerin acı olduğu kadar tatlı olduğu anlar da vardır. Önemli olan , senin hayattan ne kadar zevk aldığın yada almak istediğindir... Söyle düşünebiliriz damak zevkimize uyan bir yemeği yediğimizde aldığımız haz ile uymayan bir yemeği yediğimiz de aldığımız haz. Hayatımıza hep bir sınır ve kural koyarız.  Evet evet bildiğin sur gibi kale duvarları dikeriz duygularımızın önüne , Kendimizce uydurduğumuz kural ise eğer o surları aşarsan kale duvarını işgal etmiş olursun ve o anda alarmlar çalar kural ihlali olduğunu hatırlarsın. Oysa ki sınırlar ve kurallar bizim ürettiğimiz bir hayal ürünüdür. Gerçeklerle yüzleşmemek için bunu yaparız. Geçmişe dönüp bakarsak tekrardan hüzünlenip o günlere geri döneceğimizi sanarız ve çoğu zaman öyle de olur. Geçmişteki...

UYANSAM BİR SABAH

Bu kadar yorulur mu bir insan? En beklenmedik anda  kayar  mı hayat insanın avuçlarının arasından.. Bir anda güneş nasıl karanlığa bırakır ki yerini? Sahi her şey düzelir mi? İçimdeki umut çiçekleri de açar mı eskisi gibi? Gün geçtikçe, ne çiçek kalıyor gönlümde, ne de ufak bir kıvılcım kadar umut.. Bir anda, bir anda oldu hepsi.  Bütün karanlıklar, birden çöktü üzerime. Keşke bir sabah uyandırsa biri sessizce.. Geçti dese.. Hepsi geçti.. Bitti.. Ve uyansam, açsa gönlümdeki bütün papatyalar,  o içten tebessüm bir kez daha yer alsa dudaklarımda..

Sure

Ben sonbaharın acı meyvesiyim Mecnunun bu nesildeki temsilcisiyim Dudaklarının yudumladığı sabah kahvesiyim Sana olan duygularımın tescilcisiyim Göremiyorum, duyamıyorum... Çünkü beş duyum, duygularımdan azda Gönlümün sıcaklığı magmayla aynı bazda Elbet gün gelecek kavuşucam sana azra Sen hayallerimde yaşayan bir bilinmezsin Hiç görmediğim, kaybolduğum gözlerin var Teninde hiç tatmadığım, bilmediğim Dünyanın en güzel kokusu var Benim aksine umutların, hayallerin yaşıyormu? Seninde gözlerinin kasesi benimki gibi taşıyormu? Herkes birbirini birşeye benzetebiliyorken Seni birşeye benzetememem sınırlarımı aşıyormu? Adın, sanın yok, kimsin kimin nesi Duyduğum tek şey içimin imdat sesi Hangi zaman diliminde, neredesin? Güç bela, öylece beklerim seni Yaşadım acılarla, hüzünle doydum Göz yaşımla, gönlümün içini oydum Bu devirde saf sevdasını isteyen toydum Aşk uğruna zehir bil...

CAN KIRIKLARI

Paramparça ettin beni.  Topluyor gibi gözüktün, ama olacağı varsa bile bitirdin,  yetmedi paramparça edip, cam kırıklarına çevirdin kalbimi.  Bense sustum..  Olabildiğince, dayanabildiğim kadarıyla.  İfade edebilecek hiç bir kelime yok duygularımı.  Hiç bir kelime tercüman olamıyor kalbime.. Hep bir eksik kalıyor kelimeler hislerim yanında.  Yarım bırakılmış gibiyim yolun ortasında. Yalnızlığın zirvesinde... Haketmedim oysa ben bunları.  Sense, bu yazdığım satırları..  Bir kelimesini bile haketmedin hemde.  Bense bile bile yazıyorum yine de.  Yeni bir sayfa açıyorum,  geride bırakmaya çalıştıkça seni ısrarla karşıma çıkıyorsun ya hani,  çıkma.  Ne yoluma, ne de satırlarıma.  Sana çıkan her yol uçuruma çıkıyor..  Ve ben yeterince acı çektim,  inan daha fazlasına dayanamaz kalbim..  İyiliğimi istiyorsan,   olabildiğince uzak dur benden.

ESKİSİ GİBİ DEĞİLİM ARTIK

Ve bazen yorulursun bırakmak istersin  kendini başka diyarlara..  Hissizleştim,  kabul ediyorum, eskisi gibi değilim artık. Güvenmiyorum mesela artık öyle herkese.  Açmıyorum gönlümün kapısını her gelene.  Çabuk yoruluyorum eskiye nazaran, yaptıklarım değil, düşüncelerim yoruyor beni.  Beynimi kemirmekten hiç vazgeçmeyen düşünceler arasında boğuşuyorum.   Elini uzatan,  tutup çekecek bir güç yok yanımda.  Ve bazen,  hiç bilmediğin insanların omuzlarında çare bulacakmışçasına, uzaklaşmak  istersin.  Tam gideceğin anda biri gelir,   kal der,  gitme der,  ben varım der...  İşte o an ağlanacak omuzun "o" olduğunu,  gitmeyi bırakıp,  ait olduğun yeri işte tam o zaman anlarsın..

GRİ DOKUNUŞLAR

Griyi renk olarak sevmediğim gibi  gri insanları da sevmiyorum. Gökyüzünün yüklü bulutlarla dolu olmasına rağmen, ne yağmura ne de güneşe fırsat vermemesi gibi, Kimi insanların da ne sevdiği belli ne de sevmediği. İki arada bir derede olmamalı bir insan,  yada sabahın beşi gibi, ne gece ne  gündüz… Bir insan net olmalı, Seviyorsa  iliklerine kadar hissettirmeli, Sevmiyorsa  hayatından temelli gitmeli; ne acısı kalmalı ne de soru işareti. Tutarsız ve kararsızlıklar sadece sizi yormuyor, karşınızdakini de hayattan soğutup insana ne yapacağını, ne düşüneceğini şaşırtıyor. Kısacası , ben sevmiyorum arkadaş! Benim hayatımdaki insanlar net olmalı, Kafamı camdan dışarı uzattığımda üstüme ne giyeceğimi bilmeliyim. İnce giyinip üşütmek, kalın giyinip terlemek hastalığa neden oluyor. Hava gibi tutarsız insanlar ise ruh sağlığına… Mesela kalbin bilmeli gerçekten beni sevip sevmediğini; ben sana  kalbimle geldiğimde ...

Bekle

Yirmi yıl geçti, bu fani handa Alınan yaralar peş peşe gelince Üstüne birde hissizlik çökünce Şimdi akıl bir, kalp bir yanda Ey fecri kaymış helak gözlerim Yaşlarının dineceği günü bekle Yazmaktan nasır tutan ellerim Mutluluğu yazacağın günü bekle Dinlen sen şimdi gözbebeklerim Güzellik abidesini görünceye denk Nefes tüketme sen şimdi dilim Bir masada beş kişi oturacağın günü bekle Sabret benim dertli, kör kalemim Acılı sözlerin son bulduğu günü Sakla su damlalarını, sayfalarım Hayallerine kavuştuğun günü bekle Sol yanımdaki, kırık harabe evim Ömürlük misafirini ağırlıcağın anı Sağ beynimdeki hatıralar hanı Güzel anılar biriktireceğin günü bekle Ferhat gibi yüreğimin Şirini Dağların bir bir deldiğimi Yusuf gibi kaderimin Züleyhasi Kuyudan çıkacağım günü bekle Mecnun gibi kalbimin Leylası Kızgın çöllerde yanmamı Şairden yetmenin has Salihası Kavuşacağımız vuslat gününü bekle