Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Gittim Ve Bittim

Ve sonra, Hiç beklemediğim anda, hiç aklımda olmayan biri çıktı karşıma. En savunmasız anımda. Önceleri kısa kısa cevaplarla konuşmalar, koyu sohbetlere bıraktı yerini. Sonra... Alıştım ona. Daha önce kimseye  hiç alışmamış gibi. Herkes çok yabancı gelirken,  Günün ilk ışıklarında uykulu gözlerle, Günaydın mesajları attım ona. Sanki güneş değilde o aydınlatıyormuş gibi. İyi geceler mesajından sonra uyudum hep. Zamanla kendimi unuttum, kendim için yaşamayı unuttum. Zamana değil, ona bıraktım kendimi. Sevdim işte... Öyle bir sevdim ki, aklımı da gönlümü de onda bıraktım. Kendimi ona emanet ettim ve gittim... Gittim ve bittim. Ben gittim soldu papatyalar. Gelmedim, gelemedim, git gide hissizleştim. Ben artık ben değilim... Ama unutma, Hala sende saklı bütün benliğim.

Gecenin Sırrı

Martılar kadar gökyüzüne hasretim. Yıldızlar misali, geceyi severim. Ve gece olunca çıkar bütün benliğim gün yüzüne. Rüzgar savurur  sanki içimdekileri bir çırpıda. Durmak bilmeyen düşüncelerim bırakır kendini sessizliğe. Yorgun bedenim kalakalır öylece olduğu yerde. Bilirim, Dualarla ayakta durur  bütün benliğim. İnsan derde düşünce açmaz mı ellerini semaya En uzun o zaman bakmaz mı yıldızlara, bir işaret ararcasına... Baksana gökyüzüne, ne kadar saf ve temiz... Baksana bir geceye, dilinden anlarsan eğer ne kadar da anlamlı... Bilmediğim, hiç bilmediğim kadar kendimi özgür sandığım gökyüzü. Kim bilir, hangi yolları, hangi çıkmaz sokakları barındırıyorsun içinde. Bilmemekle geçirdiğim zamana, güne rağmen, Koptu bir takvim yaprağı daha. Ömürden bir gece, Bir nefes daha eksildi, Bu satırı okuyup derin bir nefes alınca.

Ben Yorgun

Yolun başı.   Yol ıssız, yol çetin. Ben yorgun. Bitmek bilmeyen gözyaşlarım var sadece.   Ağlıyorum çünkü gözyaşlarım sakinleştiriyor sadece    beni. Susuyorum çünkü konuşmam işe yaramayacak. Gidiyorum çünkü elbet bir gün herkes unutacak.   Yazıyorum… Yazıyorum   çünkü benden geriye sadece bunlar kalacak. Bir bakıştan anlamayan, bir sözden anlar mı hiç. Birilerinin kulakları sağır, gözleri kör. Bundan sonra bende öyle olacağım, söz…

Ruhumun Kızılcık Şerbeti

Gecenin en koyu yerindeyim. Kalbinden kalbime bahşedilmiş bir yığın duygu Gözlerimden gözlerine değen her çehrede tutuşan bir beden. Yelkovan ve akrebin kavuşmak için birbirini kovalaması gibi Zihnim avuçlarında bedenim gözlerinin katranına dolaşan iflah olmaz bir duyguyla yoğrulan Kalbimin her odasında ayrı ayrı odası var ruhunun Zihnimin en güçlü muhafızısın sen. Ki senin ruhun zamana inat eskimeyen bir piyano Her notasına dokunuşumda bana ilahi bir şerbet sunan. Ruhumu istilaya geçiren her sözünde oluşan notalar kalbimde nahoş bir etki bırakırken Kızılcık şerbeti olsa kana kana içerim. Zaman geçerken alevler içinde bizi düşünmeden ruhumuzu etten bir çukura gömer gibi Zaman durduğunda ise , dünya tersine dönerken en güzel şiirlerin sende beden buluşu.

SON

Bir varmış bir yokmuş. Zamanın ötesinde, kimsesizliğin ortasında lakabı serçe olan bir kadın varmış. Bu kadın o kadar yalnızmış ki ruhu kimsesizliğin ortasında her geçen gün paramparça oluyormuş. Herkes onu dinler ama kimse onu anlamak istemezmiş. Herkes ona bakmak fakat kimse onu görmek istemezmiş. Bu yalnız serçe son çareyi yazmakta bulmuş. Bir gece yarısı yıldızlar melodisi, ay ışığı ise ona yandaş olurken başlamış mürekkebi kağıtlara akıtmaya ve o geceden sonra yalnız serçe kalemine aşık mürekkep ruhlu bir kadına dönüşmüş. Her gece yıldızlar melodisi, ay ışığı ise yoldaşı olmuş. Yine böyle bir vakit kendisine bir dünya yaratmaya karar vermiş. Önce yaşamak istediği yeri dökmüş mürekkebe, bir diyar yaratmış hayal aleminde. Bu öyle bir diyar olmuş ki kötülük sızamamış satır aralarına. Sonra yeni dostlar eşlik etmiş ona fedakarlık çıkmış ön plana. Ve en son ise öyle bir karakter yazmış ki... Kalemine aşık mürekkep ruhlu kadın tüm ruhunu akıtmış gecelere. Bu uğurda yıllarını ha...

CENNETTEN BİR KÖŞK

     Masum uykusu tokat ve bağrış sesleriyle bölündü küçük Arif’in. Alışkın olduğu bu bağrış ve tokat seslerini duymazdan gelmek istiyor ve uykusuna devam etmek istiyordu. Rüyasında da tam oyuncaklar diyarına gitmişti. Uyuyup tekrar rüyasına dönmek istiyordu. Oysa gözünün her kapattığında babasının annesine attığı tokatın sesi uyumasına bir türlü izin vermiyordu. ‘Yapma! Vurma artık!’ diye ağlayan annesinin sesi çınlanıyordu kulaklarında. Henüz yedi yaşındaydı ama her gece annesini döven babasını öldürme planları yaparak uyuyordu.                Yatağından kalkıp sessizce odadan çıktı ve onların olduğu odaya doğru yürüdü. Ses çıkartmamak için ayaklarının ucuna basarak yürüyordu.Odanın kapısının yanındaki duvara başını koyarak içeriyi dinleme başladı. ­-Bi daha bana haber vermeden kapıya çıkarsan seni dilim dilim doğrarım -yemeklik bi şeyler almaya…        ...