Soruyorum sizlere aşk neydi ?
Her seferinde güvenip daha sonrasında yere çakılmak mı ?
Yada mutluluktan havalara uçmak…
Mesela aşkı henüz yaşamamış biri duygularının karmakarışık
olduğu vakitleri aşka yoğunlaştırıyor.
Örneğin hoşlanmak teriminden yola çıkalım…
Karşı cinsten biri ile ortak bir nokta yakaladığınız zaman
otomatikmen o kişiye karşı bir sempati besliyorsunuz. Ve
devamında daha çok ortak nokta arayışına giriyorsunuz. Bir iki
üç derken ruh ikiziniz olduğu kanısına varmış biri olup
çıkıyorsunuz. Halbuki siz zaten buna inanmaya çoktan aklını
yormuş ve duygularınızı hep o noktada kesiştirmişsinizdir. Bu
aşk değildir arkadaşlar bu sadece küçük bir sempatidir. Bu
olguyu başka bir gün farklı biri üzerinde yoğunlaştırsanız o
kişiye karşı da sempati besleyebilmeniz olağandır. Halbuki
aşık olsaydınız aynı duyguları başkasına karşı hissetmeniz çok
zor belki de imkansız olacaktı.
Bir diğeri ise samimiyetdir. Karşı cinsiniz size iki ılımlı
yaklaşmasında o kişi hakkında farklı düşünme olasılığınız
yüksektir. Çünkü bir aşk hikayesi arayışındasınız ve
duygularınızın yoğunluğunu en aza indirmek yada nötr hale
getirmek o duygu çeşnisinde oldukça zordur. Zamanla karşı
cinsin niyetinin sadece arkadaşlık kurmak olduğunu
anladığınızda bir nebze hüzün düşecek yüreğinize.
Fakat sizler de biliyorsunuz ki kime aşık olacağımızı
seçemiyoruz.
Keşke seçebilseydik değil mi ?
Böylelikle çok mutlu olabilirdik belki de daha az acı
çekebilirdik.
İnsanların doğasında vardır kaybetme korkusu ve insan
korktuğu kişiyi kaybeder bu hep böyledir.
Mesela insanları kırmaktan da korkarız ve korktuğumuz halde
kırarız hatta paramparça ederiz.
Amma velakin ; Aşk korkaklık değildir.
Aşk cesurluktur , sevdiğin insan uğruna her şeyi göze
alabilmektir.
Hayatını tek bir kişiye adayabilmektir günübirlik hevesler
uğruna daldan dala konmak değil.
Sırf dış güzelliğini beğenmediniz diye terk edip arkanıza bile
bakmadan uzaklaşmak değil. Aşk onun kalbinde kimsenin
bulamadığı o gizli bahçeye ulaşabilmektir . Zaten gerçekten
sever ve aşık olursanız dünya gözünde ondan güzeli yoktur.
Demem o ki dış güzelliği değil kalbini sevin , ruhunu sevin.
Çünkü kalp insanın yalan söyleyemediği tek noktadır.
Kırılmış bir bardaktan su içemediğiniz gibi kırık bir kalp ile de
yola devam edemezsiniz. Fakat güçlü bir kalp ile hayatınızın
rotasını çizebilir ve bu rotaya yön bile verebilirsiniz.
Mesela şu an her şeyi bir kenara bırakın ve sevdiğiniz insanın
kalbinin sizin için attığını düşünün ne kadar muazzam bir
duygu değil mi ?
Seviyorsunuz ve üstelik o kişi tarafından da seviliyorsunuz.
Benden size bir tavsiye sizin için atan o kalbi usulca öpün.
Bir insanın sizi sevebilmesi için ne gerekir ?
Çok güzel bir kız olmak mı yada çok yakışıklı bir erkek ?
Bir insan size güven vermediği sürece güzellik neye yarar
yada yakışıklılık…
Sevgi de ihtiyaç duyulan en önemli olgu “güvendir”. Kalp
güvenmek ve tereddüt dahi etmeden inanmak ister.
“Huzurdur”. Kalp huzurlu olmak ister. Mesela deniz kenarına
gittiğinizi düşünün o huzurun tarifi yok değil mi ? İşte
sevdiğiniz insanın yanındayken hissettiğinizin huzur da
böyledir. Eşsiz ve tarifi imkansız…
“Dengesizliktir”. Kalp ritmini değiştirebilecek birini ister.
Ritmi tamamen solduracak birini değil.
“Limandır”. Kalp her zaman aynı limana sığınmak ister.
Sürekli rota değişir ve karaya vuran geminin limanı değişirse
ne anlamı kalır ki öyle değil mi ?
Kalp onu gördüğünde dünyanın en güvenli yerinde huzurun
tadında dengesizliğin eşiğinde olmak ister.
Biraz akıllı biraz deli olmak ister yada biraz yetişkin biraz
çocuk.
Kabuğuna sığınmak istediğinde diğer yarısına erişmek onunla
tamamlanmak ister.
Kalbinde daima hükmünü sürdürmek ve tek olmak ister.
“Aşk ayrı bedenlerde tek ruh olmak ister”.

Çok hoş bir yazı olmuş tebrikler :)
YanıtlaSilteşekkürler :)
SilSen mükemmel bir detaysın bayıldım yazdıklarına nasıl da güzel ve doğru yazmışsın.
YanıtlaSilçok teşekkür ederim :)
Sil